Home    Info    Ask
About: 
mert’in ardından: çalınan çocukluğa ağıt / ekin baltaş

sekiz yıl okuduğum ilkokul sabah 9’dan akşam 6’ya kadardı. bütün bir günümüz birlikte geçiyordu. öğlen yemekleri, ikindi kahvaltıları, öğle teneffüsü kavgaları, oyunlar, öğretmen dayakları… son sınıfa geldiğimde dershaneye yazıldım, malum lise sınavına hazırlık senesi.

bir gün okuldan çıkıp dershanenin deneme sınavına girmiştim. minibüsle eve dönerken yanıma bir adam oturdu. en arkadaydım. ne düşünüyordum kim bilir 13 yaşındaki aklımla, dalmışım. yalnızca anlamsız bir şekilde gri ortaokul eteğimin sürekli açıldığını, ‘minibüs sallandığından oluyor herhalde’ diye düşündüğümü hatırlıyorum. sonra yanımda oturan adamın ben pencereden dışarı bakarken eliyle açtığını fark ettim. fark ettim ve ne yaptım? hiçbir şey! 13 yaşındaydım. yalnızca korktum. gözlerimi kapatıp ‘allahım, lütfen benden önce inip gitsin’ dedim. ve pencereye doğru kaydım. daha fazla kaydım. sonra daha fazla kaydım. sonrasında bir kadının korkmuş yüzüme bakıp aniden patladığını ve sesi titreyerek ‘beyefendi çocuğu sıkıştırıyorsunuz, düzgün otursanıza’ dediğini hatırlıyorum. adam alelacele inmişti minibüsten, malum, bir çocuğa zarar vermiş olan herkesin ortak paydasıdır korkaklık.

o kadını hiç unutmadım. yüzüme bakışını, korkunun kokusunu alan kurtlar gibi dikkat kesilişini unutmadım. tehlikenin nereden gelebileceğini yıllar içinde öğrenmişti ve yavru olanı korumak içgüdülerine işlemişti. yavru olduğu zamana ait anıları, tıpkı benim o minibüste yaşadığım ‘saatlere yayılan 20 dakikaya’ benzediğinden belki de.

bugün 24 yaşındayım. ve bu sabah nefes almakta ciddi anlamda zorluk çekiyorum.

mert aydın’ın cenazesinin toprağa verildiği bu sabah… gazete manşetlerinin ‘rapor kan dondurdu’ başlığıyla süsledikleri otopsi raporunu okuduğum bu sabah… mert 9 yaşındaydı, kars’ta kayboldu. ertesi akşam cesedi çöplükte bulundu. tecavüze uğradı, kafasına taşla vurarak ve boğarak öldürdüler onu. ölümünü kocaman bir kaktüsü yutmaya çalışır gibi yuttum. boğazım kanadı.
bu his tanıdık, mert’ten, halil ibrahim’den, n.ç’den, incitilen, hırpalanan, ölen tüm küçük bedenlerden tanıdık.

kadınlar ve çocuklar ortak bir geçmişi sırtlarında taşıyorlar ülkemde. zayıf ve susmaya meyilli kim varsa yok ediyor erkek kültür. yıllardır yok edilen binlerce kadın; tecavüzün, çocukken sokulduğu koca yatağının, baba dayağının çemberinden geçip hayatta kalabilmiş kadınlar ve kalamayanlar, kalmasına izin verilmeyenler. 

öldürülenler, yakılanlar, bıçaklananlar, balkondan atılanlar. sonra çocuklar, satılanlar, dayak yiyenler, çalıştırılanlar, tacize tecavüze uğrayan ve susan, susan, daima susan çocuklar.

ne oldu peki son yıllarda, pedofili bir grip salgını gibi sapığın tekinden mi yayıldı bunca erkeğe? hayır. bizi, kadınları tüketti erkek toplum. bir meta haline geldik, bedenimiz üzerinde her türlü tasarruf hakkının sahibi erkekti. sonra üretime giren her ‘mal’ gibi önce ucuzladık sonra ise tüketildik. bundandır tayland’da ‘çocuk seks turizmi’nin devletin en büyük gelir kaynağı olması. bundandır karaköy’ün arka sokaklarında polisin satılmasına göz yumduğu 12-13 yaşındaki kız çocukları. bundandır çocuklara yönelen tacizin, tecavüzün, şiddetin artışı.

devletin akladığı tecavüzcüleri mi anlatmalıyız şimdi bağıra çağıra? bingöl’de 12 yaşındaki ç.o’ya tecavüz edip sonra intihara zorlayan 8 kişiden mi başlamalıyız, adana’da yardım istediği ekip otosuna alıp 16 yaşında bir çocuğa tecavüz eden ve tabii ki serbest bırakılan iki polisi mi haykırmalıyız yüzlerine? bilgisi dahilinde ufacık çocuklara işkence edilen pozantı cezaevi müdürünü mü hatırlatalım, yoksa 24 kişinin tecavüzüne uğrayan n.ç’yi mi?

türkiye’de erken büyüyor ya, erkenden de ölüyor çocuklar. nefes alan her çocuk ‘çocuk’ değil çünkü ölürken de, yaşarken de çocukluğumuzdan vuruyor bizi bu ülke.

son 3 yılda 70 bin çocuk tecavüze uğradı. bu, suçun yalnızca kayıt altına alınan kısmı.

bu 3 yılda kaybolan 27 bin çocuk var.

çocuklara yönelik cinsel saldırı davalarında 2008’den 2013’e kadar %400 artış oldu.

2012’de yalnızca bu suçlardan yargılanan 70 bin erkek var.
bu ülkede istismar oranı %10 ve 53 arasında değişiyor. çocukların en az %20’si cinsel istismara uğruyor. bunlar sadece yargıya intikal eden kısmı.

her 5 çocuktan 1’i cinsel istismara uğruyor.

istatistikten çıkarıp somutlaştırmam gerekirse; tam şu an ben bu yazıyı yazarken, bir çocuk susması için tehdit ediliyor. bir ilkokulun önünden 5 çocuk karşıya geçiyor, otobüse yetişmek için ya, biri daha sessiz, daha solgun sanki. ders boşmuş, herkes dışarıya koşuyor. neden neşesiz bazıları? arka sırada oturup uyuyan mı o 5 çocuktan biri, yoksa sık sık hasta olan mı acaba? sahi ya, bu sınıf kaç kişi?

her 3 kız çocuğundan 1’i yaşıyor bunu. üç kadın arkadaş buluşuyoruz ya örneğin, konuşurken oradan buradan, konunun bu yazıda bahsedilenlere gelmesine dayanamayacak birimiz; kusacak belki tuvalete gidip, ya da ağlamaya başlayacak hiç beklemediğimiz bir anda.

iki kız kardeşi var annemin, üç kız çocuğu, üç kadın. hangisi anlatmadı acaba, büyük teyzem mi, ortanca olan sessizdir, belki o… belki de bu yazıyı okuyan annem.

her 5 erkek çocuğundan 1’ine dokunuyor cellatların elleri. bir kafede oturup heyecanla maç izleyen 5 kişi var ya hani, biri geceleri ağlıyor yatağında. korkuyor karanlıktan delicesine ve susuyor. 5 erkek kuzenden biri akraba toplantılarına asla gelmiyor ya, ‘hayırsızın teki’, celladını görmek istemediğinden belki.

bu yazıya devam etmek gittikçe zorlaşıyor. bir şey yapmalıyım diyorum. ‘insan olan yerlerim çok ağrıyor’ diyen birhan keskin’i daha iyi anlıyorum şimdi.

mert’i düşünüyorum. halil ibrahim’i, pamir’i, pozantı zindanını düşünüyorum sonra tarlabaşı’ndaki genelevleri. çocuk yüzleri doluyor içime.

‘bu sıra benim, yerine bırak ben incineyim’ diye devam ediyorum birhan keskin’in ettiği gibi.

yavrularımızı öldürüyorlar. yavrularımızı incitiyorlar. çocukluğa uzanıyor zalimlerin elleri. korkunun kokusunu alıyorum. tehlikenin nereden geldiğini biliyorum. şimdilik herkese yalnızca, unutmayın diyebiliyorum, çocuklarımızı öldürenleri, onları aklayanları, aramızda dolaştıranları, övenleri, terfi ettirenleri unutmayın.

bu katilleri tanıyoruz. onları okuldaki köhne spor salonundan tanıyoruz. onları kilitlenen tuvalet kapılarından, girmek istemediğimiz odalardan, sıkıştığımız pencere kenarlarından tanıyoruz. onlar evimizde, okulumuzda, mahallemizde yatağımızda.
ve yemin ediyoruz, tek bir tanesini bile affetmeyeceğiz. hesap soracağız. binlerce kadın ve binlerce çocuk, hayatta kaldık. yok edemedikleriniz, yok ettiklerinizin hesabını soracak. tacizinizden, tecavüzünüzden, dayağınızdan, zulmünüzden çıkıp geldik. bakın yüzümüze, kan içinde, ama bitmedik. şimdi sözümüz olsun,

‘inanın güzel günler göreceğiz çocuklar
güneşli günler göreceğiz’
ve güneşli günleri kısacık hayatlarına yetiştiremediğimiz çocuklar, bizi affedin.

Dizelerini kaybetmiş bir şiir gibianlam arıyorsun hayattan.Ah! Sylviavazgeç artık.
Dilek Akın - ” Sylvia Plath’a Mektuplar ”

Dizelerini kaybetmiş bir şiir gibi
anlam arıyorsun hayattan.
Ah! Sylvia
vazgeç artık.

Dilek Akın - ” Sylvia Plath’a Mektuplar ”

(Kaynak: tragedya)

Bak, kendimi bir realist olarak görüyorum.Ama felsefi terimlere göre buna pesimist deniyor.
Marty : Tamam. O ne demek peki?
Rust : Partiler bana göre değil demek.
Bence insan bilinci evrimde trajik bir şekilde ilerledi.Çok fazla bilinçlendik.Doğa kendinden bağımsız bir bakış açısı yarattı.
Bizler doğa kanunlarına göre var olmaması gereken yaratıklarız.
Hepimiz bir yanılsama içindeyken duyusal deneyimler ve hislerin gelişimi sayesinde birey olduğumuzu sanan fakat  aslında bir hiç olan bireyleriz.
Marty : Yerinde olsam bu saçmalığı etrafta söylemezdim.Buradaki insanlar böyle düşünmüyor. Ben öyle düşünmüyorum.
Rust : Bence türümüzün yapması gereken onurlu davranış programlamamızı reddedip ,üremeyi durdurmak ve hep birlikte soyumuzu tüketerek kardeşçe bu haksızlığa bir gecede son vermektir.
Marty : O halde ne diye sabah yataktan kalkıyoruz ki?
Rust : Ben de kendime bunu soruyorum ama aslında bu sorunun cevabı intihar etme cesaretimin olmamasıdır.
Nick Pizzolatto - ” True Detective ”
 

Bak, kendimi bir realist olarak görüyorum.Ama felsefi terimlere göre buna pesimist deniyor.

Marty : Tamam. O ne demek peki?

Rust : Partiler bana göre değil demek.

Bence insan bilinci evrimde trajik bir şekilde ilerledi.Çok fazla bilinçlendik.Doğa kendinden bağımsız bir bakış açısı yarattı.

Bizler doğa kanunlarına göre var olmaması gereken yaratıklarız.

Hepimiz bir yanılsama içindeyken duyusal deneyimler ve hislerin gelişimi sayesinde birey olduğumuzu sanan fakat  aslında bir hiç olan bireyleriz.

Marty : Yerinde olsam bu saçmalığı etrafta söylemezdim.Buradaki insanlar böyle düşünmüyor. Ben öyle düşünmüyorum.

Rust : Bence türümüzün yapması gereken onurlu davranış programlamamızı reddedip ,üremeyi durdurmak ve hep birlikte soyumuzu tüketerek kardeşçe bu haksızlığa bir gecede son vermektir.

Marty : O halde ne diye sabah yataktan kalkıyoruz ki?

Rust : Ben de kendime bunu soruyorum ama aslında bu sorunun cevabı intihar etme cesaretimin olmamasıdır.

Nick Pizzolatto - ” True Detective ”

 

(Kaynak: tragedya, mavimanifesto gönderdi)

(Kaynak: artforbabies, gazozadaldik gönderdi)

"Geç ve sarhoş gelirsem beni yine sever misiniz?"

"Geç ve sarhoş gelirsem beni yine sever misiniz?"

(Kaynak: barisbicakci, kadife gönderdi)

 

 

Tabi ya.

Tabi ya.

24 yaşında bir kızın hayat felsefesi bu olmamalı.

24 yaşında bir kızın hayat felsefesi bu olmamalı.

Bir kadın olarak,
ülkem yok.
Bir kadın olarak,
ülkem olsun istemiyorum.
Bir kadın olarak bütün dünya benim ülkem.

Virginia Woolf

”yarayla alay eder yaralanmamış olanbak nasıl da sararıp soluvermiş tanrıça kederlerdensen çok daha parlaksın çünküsen tüm göklerdeki yıldızların ilkisen aydınlatırsın geceyi ”

”yarayla alay eder yaralanmamış olan
bak nasıl da sararıp soluvermiş tanrıça kederlerden
sen çok daha parlaksın çünkü
sen tüm göklerdeki yıldızların ilki
sen aydınlatırsın geceyi ”

(Kaynak: teberruk)

Sokaklar bizimdir hesap sorulmaz, on ikiden sonra büyü bozulmaz!

Sokaklar bizimdir hesap sorulmaz, on ikiden sonra büyü bozulmaz!

(Kaynak: mavimanifesto)

Ve Bir Nesil Daha Politikleşti
kadife:

cemmumcu:

“vermeye başlayınca düzeldim”

GALİBA TÜRKİYEYİ ÇOK SEVİYORUM YA

kadife:

cemmumcu:

“vermeye başlayınca düzeldim”

GALİBA TÜRKİYEYİ ÇOK SEVİYORUM YA

“İşin kötüsü daha sevginin başında
Ellerinde hesap cetvelleri,
Kar ve zarar hesaplıyor insanlar”
Hüsrev Hatemi

(Kaynak: kedidirokedi)

Tamam beni sevme ama beni öp. Çünkü ruhsuz da olsa bir öpücük kurtaracak beni. Buz kristalinden bir tabutta uyuyan yalnızlık prensesi gibi hissediyorum kendimi. Ormanda koşarken soğuktan düşmüştüm. Yedi cücelerim donarak öldü. Beni bulmak için çok koşmalısın küçük adam. biliyorum senin atın yok.  Sen de benim gibisin, yalnızlığının buğusu gözlerine vurmuş. Bende o soyluların güzelliği yok, ama bir güzelden daha çok severdim seni. Bul beni. 

Sevmeyeceksen bile sarıl sadece. Öp. Bana yalan söyle: beni sevdiğini söylerek. Çünkü bu yalana ne kadar çok ihtiyacım var bilemezsin.

(Kaynak: yalnizlikmasalcisi)

"The Elephant In The Room" theme by Becca Rucker. Powered by Tumblr. Install theme.